AİLE ARASINDA


Filme puan vererek başlamak izliyorum benim bu filme ülke ortalamasına göre puanım 10/9. Komedi filmi çekmek çok zor. Bizim kültürümüzde gülmek pek sevilmez. Kadınlar sesli gülemez, çocuklar büyüklerinin yanında gülemez vs. Son dönemlere doğru bu tabular yıkılmış olsa da Anadolu’da hala sıkça görülür. Bizim insanımız mağdur olmayı, acı çekmeyi, acı çeken insanları izlemeyi çok sever. Komedi filmleri değerlendirilirken bunlar göz önüne alınmalı.

Gülse Birsel’in yazdığı izleyenleri kahkahaya boğan film. Recep İvedik gibi filmlerde geğirme, masanın üzerindeki cisimleri devirme sahnelerine gülen kesim bu filmi hiç izlemesin. Sevmezsiniz. Gülse kendine Quentin tarzı bir rol takılmış filmin içerisinde fazla yok kendine mini bir rol yazıp oynamış. Engin Günaydın performansı tek başına yeter de artar bile ama diğer oyuncularda harika performans gösterince film tadından yenmez bir hal almış.

Filmin bir özelliği de Behiye karakterini oynayan Ayta Sözeri, şarkıcı, insan hakları ve LGBT aktivisti, Türkiye’de dizilerde yer alan ilk trans bireydir.

Filmin olay örgüsü sıradanlığın dışına çıkmış ve oldukça akıcı olmuş. Oyunculuk ve esprilerin kalitesi mükemmel. Küfürlü bir iki sahne var sadece. İzleme listenizde olması gereken nadir filmlerden.

Türk Kahvesi Kültürü ve Önemi

Şimdi izninizle zamanda uzun bir yolculuğa çıkıyor ve yüzyıllar öncesine ışınlıyoruz. 16.yüzyıldayız. Yer ise İstanbul.

Yeni keşfedilen kahvenin bugünkü Türkiye sınırlarına girdiği ve yeni bir kültürün oluşumunu başlattığı yıllar bunlar. Bugün bile “40 yıl hatırı var” dediğimiz Türk kahvesinin çok sevildiği, halk tarafından bağrına basıldığı bu yıllardaki ilginç bir yasadan bahsedeceğiz size.

Zira o günlerde evlilikleri bitiren şey şiddetli geçimsizlikten ziyade kahve olabiliyormuş. Diğer bir deyişle kanunlar çerçevesinde kadınlar kocalarını bir kahve yüzünden boşayabiliyormuş.

Oldukça ilginç değil mi? Gelin detaylarına geçelim.

İlk kahve dükkanımız 1554’te açılıyor


Günümüzde sabahları içmeden kendime gelemediğimiz, nice koyu sohbetin eşlikçisi, gün boyunca fincan fincan içmeden duramadığımız kahvenin kökeninin Arap Yarımadası olduğu söyleniyor. Yemen’in Mocha sahilinden önce Mısır ve Kuzey Afrika’ya hareket eden kahve 16. yüzyılda ise Orta Doğu’ya ve Türkiye’ye ulaşıyor. Öyle ki domatesin bile 17. yüzyılda ülkeye geldiği düşünülürse kahveyle 16. yüzyılda tanışmış olmamızın önemli bir yeri var tarihimizde.

1554 yılında İstanbul’da ilk kahve dükkanının açılmasıyla Osmanlı’da kahve ve kahvehane kültürü başlıyor. Avrupa’nın kahveyle tanışması ise bizden çok daha sonra.

Erkekler için kahvehaneler buluşma ve sohbet mekanlarına dönüşüyor


Kahvenin neden kanunlarda yer alacak kadar önemli olduğunu anlamamız içinse biraz önce bahsettiğimiz Osmanlı’da kahve ve kahvehane kültüründen kısaca bahsetmek gerekiyor.

Kahvenin memleket sınırlarına girmesiyle ve ilk kahvehanenin açılmasıyla her mahallede peşi sıra kahvehaneler açılmaya başlar. Üstelik hepsinin de farklı konsepti vardır; hamal kahvehaneleri, esnaf kahvehaneleri, yeniçeri kahvehaneleri, tulumbacı kahvehaneleri gibi…

Kahvehaneler zamanla sadece kahve içilen yerler değil, insanların bir araya gelip bugünün terimiyle “sosyalleştiği”, buluşma ve sohbet mekanı olur. Şu sözün nereden geldiğini böylece daha iyi anlamış oluruz biz de: “Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane.”

Böylece kahve sadece bir içecek olmaktan çıkıp bir kültüre dönüşmeye başlar. Kahvehanelerin zamanla siyasi sohbetlerin sıklıkla yapıldığı yerler haline dönüşmesi ise Osmanlı Devleti’ni endişelendirir ve bir süreliğine kahvehaneler yasaklanır. Ancak halk kahve kültürünü benimsemiştir bir kere, ardı ardına seyyar kahvehaneler ortaya çıkmaya başlar. Kanuni Sultan Süleyman kahvehaneleri kapatmaya çalışmaktan yorulur ve bir strateji değişikliğine başvurur. Edebi ve tarihsel değeri yüksek konularla ilgili hikayeler yazılmasını ve bunların kahvehanelere dağıtılmasını emreder. Böylece insanlar daha çok kültürel konulara yoğunlaşsın, siyaset konuşmasın ister. Böylelikle kahvehaneler de zamanla bir nevi kütüphanelere dönüşür.

Kahvehanelerden bahsettik, asıl konuya gelmeden önce şunun da bilinmesi gerek: Kahvehaneler ve buralarda yapılan sohbetler sadece erkekler için. Yani kadınlar kahvehanelere gidemiyor. Ama kadınlar kahve sohbetinden geri kalmak istemiyorlar ve hamam eğlencelerine kahveyi de dahil ediyorlar. Yani hamamlar kadınların kahvehanelerine dönüşüyor. Bir nevi…

Kadın kahveyle evde buluşuyor, eve yeterince kahve getirmeyen kocayı da yasalar çerçevesinde boşayabiliyor


O dönemin erkekleri kahvehanelerde fincan fincan kahve içerken kadınların toplum içinde kahve içemiyor oluşu ise erkeklerin eve kahve getirme zorunluluğunu doğuruyor. Kahve memlekete girer girmez kahvenin içilebilir bir şey olduğuna dair fetva veren Osmanlı Devleti bir yasa daha çıkarıyor ve şöyle diyor: “Hangi erkek evine yeterince kahve getirmezse, karısı onu boşama hakkına sahiptir.”

Kadınlara ilginç bir güç veren bu yasa bir yandan da kahvenin o dönemde en az ekmek kadar değerli bir besin maddesi olduğunu da kanıtlıyor. Diğer bir deyişle 16. yüzyılda İstanbul’da yaşayan her evli erkek evine kahve getirmek zorunda, yoksa evlilikler çatırdıyor, izdivaçlar bitiyor.

Oldukça ilginç değil mi?

Göbeklitepe ile ilgili Tüm Merak Ettikleriniz

Göbeklitepe yaklaşık 12.000 yıllık bir yapı yani Mısır piramitlerinden dahi 7.500 yıl daha eski bir yapı. Henüz insanların çanak çömlek yapmaya bile başlamadığı tarihlerden bahsediyoruz. Henüz yazı bulunmadığı için bizlere bırakabilecekleri hiçbir not yok. Gelecek nesillere bırakabilecekleri tek yöntem taşları oymak… Evet, taş devrinden bahsediyorum… Yerleşik hayat yok, insanlar henüz tarım yapmayı bilmiyor, tekerlek bile icat edilmemiş, avcı-toplayıcı olarak yaşıyorlar…

 Neolitik Çağ
Neolitik Çağ

1995 yılında Göbeklitepe keşfedilip kazı çalışmalarına başlandığında tarihin gidişatının değişeceğinden hiç haberimiz haberdar değildik.

Göbeklitepe İnsan yapımı bilinen eski dini yapıt olma özelliğini taşıyor…

Türkiye’nin Şanlıurfa şehrinde bulunan Göbeklitepe merkezin yaklaşık 20km kuzeydoğusunda bulunuyor. Örencik köyü yakınlarında bulunan Göbeklitepe 90 dönümlük bir alanı kaplıyor. (yaklaşık 20 futbol sahası büyüklüğünde)

UNESCO’nun geçici listesine eklenen Göbeklitepe, 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine kalıcı olarak eklendi. Tarihi yeniden yazdıran Göbeklitepe ile ilgili sırlara yönelik kazı çalışmaları halen devam ediyor. Böylelikle burayla ilgili her geçen gün daha fazla bilgi ediniyoruz. Bugüne kadar böylesine bir yapının o dönemdeki insanların yapabileceği asla düşünülmemekteydi. Bu nedenle bu yapının keşfi, tarihi yeniden şekillendirmiştir.

Göbeklitepe Kuşbakışı
Göbeklitepe Kuşbakışı

Dünyanın en eski kutsal tapınağı Göbeklitepe, M.Ö. 10.000 civarında inşa ediliyor. Muazzam bir işçiliğe sahip. Taşlar yontularak vahşi hayvan figürleri taşlara oyulmuş.

Göbeklitepe Motif
Göbeklitepe Motif

Göbeklitepe’yi çevreleyen platoda kireç taşı ocakları bulunuyor.

Göbeklitepe’yi çevreleyen platoda kireç taşı ocakları bulunuyor. O dönemde yaşayan insanların bu taşları oyup şekillendirdikten sonra kürek çekme yöntemi ile kaydıra kaydıra tapınak alanına getirildiği düşünülüyor.

Göbeklitepe Kireç Taşı Ocağı
Göbeklitepe Kireç Taşı Ocağı

Şekilde gördüğünüz gibi daire bir alan çevresine koyulan “T” şeklindeki sütunlar ve bu sütunlarını aralarını dolduran taşlarla inşa edilmiş. Ortasında da iki tane “T” şeklinde sütun görmekteyiz.

Göbeklitepe Görünüm
Göbeklitepe Görünüm

Bizi şaşırtan noktalardan birisi de; bu yapıların insanlar tarafından toprakla doldurulup gömüldükten sonra üzerine tekrardan yenisini inşa etmeleri. Bu nedenle Göbeklitepe aslında bir yapay tepedir. Fotoğraflarda görmüş olduğunuz kutsal anıtlar aslında 12.000 yıllık olan anıtlar değildir. İlk yapılan anıtlar, binlerce yıl geçen süre zarfında insanlar tarafından gömülerek üzerine yeniden inşa edilmiştir. Üzerine tekrardan inşa edilen bu tapınaklar ilk yapılan tapınaklara göre daha da küçülmüştür. Bunun da nedeninin zamanla insanların yerleşik hayata geçmesi, tarım kültürünü kazanması sonucunda tapınak fikrinin gittikçe zorlaşmaya başlaması öngörülüyor.

Göbeklitepe yapay tepe
Göbeklitepe yapay tepe

Gömülüp üzerine tekrar inşa edilen bu nokta aslında 4 tabakaya ayrılmaktadır. Bu ayrım Neolitik (Çanaksız Çömleksiz Taş Devri) dönemin geçiş evrelerine göre ayrılır.

I. Tabaka: İlk tabakada yüzey katmanı bulunur.

II.A Tabaka: İkinci tabakanın ilk katmanıdır. Dikili taşları olan köşeli yapılar vardır. Milattan önce 8 bin – 9 bin yıllarında inşa edilmiştir. Noelitik Çağ’ın B evresi tarihine denk gelir. Köşeleri bulunan dörtgen yapılar görülür.

II.B Tabaka: Bu tabaka neolitik dönemin A-B geçiş evresine denk gelmektedir. Yuvarlak veya oval yapıda inşa edilen yapılar bulunur.

III. Tabaka: Üçüncüsü ise en önemli tabakadır. Neolitik Çağ’ın A evresine denk gelir. (M.Ö 10.000)

Üçüncü tabakada 10-12 adet T şeklindeki dikili taşlar kullanılarak inşa edilirken, ikinci tabakada 1 veya 2 tane daha küçük dikili taşlar kullanılmıştır.

Göbeklitepe de Kazılarda göze ilk çarpan şey “T” şeklinde bulunan dikili taşlar

Yukarıda da bahsettiğimzi gibi Kazılarda göze ilk çarpan şey “T” şeklinde bulunan dikili taşlar. Dikili taşların gövdesine insan vücudu figürü işlenmiş. Ancak üst kısmı yani kafa bölgesi çizilmemiş. Bu nedenle bu taşların tanrıyı temsil ettiği düşünülüyor. Tanrı gibi kutsal bir varlığı resmetmek olmazdı değil mi?

Göbeklitepe insan figürü
Göbeklitepe insan figürü

Bu resimde T harfindeki sütunlardan birini görmektesiniz. taşı ortadan saran bir kemer var, kemerin ucundan aşağı doğru sarkan bir süs ve kemerin hemen üzerinde ise iki tane el görmektesiniz. Öne doğru bakan bir insan figürü(?)

Bölgede çok sayıda oyulmuş, yontulmuş ve “T” şekline getirilmiş dikili taş kalıntısına rastlanmış ancak bunların ne amaçla yapıldığı ve neden tapınağa getirilmediği konusunda net bir bilgimiz yok.

Ayrıca çevreyi saran dikili taşlarda hayvan işlemelerinin bulunduğunu görüyoruz. Bu işlemeleri yapmak için hayvan kemikleri ve sivri taşlar kullanılmış. Bölgede çok sayıda hayvan kemiğine rastlanmıştır. Bölgede çok sayıda hayvan kemiği olmasının nedeni o dönem avcı-toplayıcı kültürüne sahip olmalarıdır. Topladıkları yiyecekleri burada depolayıp çalışmak için gereken enerjiyi elde etmişlerdir. Bulunan hayvan kemikleri çoğunlukla; ceylan, eski çağ yabani sığırları gibi hayvanlara aittir. Evcilleştirilebilecek türde herhangi bir hayvan kemiğine rastlanmamıştır.

Göbeklitepe'den bir motif
Göbeklitepe’den bir motif

Dikili taşların üzerinde bulunan motiflerin birer süs olmasından ziyade bu tapınağı koruyan bekçiler olduğu düşünülüyor. Özellikle motiflerdeki hayvanlara dikkat edersek çoğu saldırgan ve yırtıcı hayvanlardan oluşuyor.

Şanlıurfa Müzesi - Göbeklitepe Eserleri

Burada ayrıca bu tapınağın yapımında kullanıldığı düşünülen çok sayıda alet de bulunmuştur. Bulunan bazı eserler bozulmaması ve korunması adına Şanlıurfa Müzesinde sergilenmektedir.

Göbeklitepe - Akbaba - Ölüm Merasimi
Göbeklitepe – Akbaba – Ölüm Merasimi

Göbeklitepe’yi yaratmak için hem çok sayıda insan gücü hem de organizasyon gerektiriyordu. Bu da demek oluyor ki o dönemde yaşayan avcı toplayıcı toplumlar bu beceriyi kazanabilmişlerdi.

Şuana kadar Göbeklitepe’de herhangi bir üretim izine rastlanamadı. Ancak bazı kimyasal analizlerde “oksalat” kalıntıları ortaya çıktı. Buna dayalı olarak büyük şölenlerde ya da ayinlerde bira üretilebileceği tartışması da gündeme gelmiş oldu.

“Peki buranın tapınak olduğunu nereden biliyoruz?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bu alan, günlük yaşama hiç uygun değil. Günlük ihtiyaçların giderileceği şekilde, insanların burada uyuyup yaşayabileceği şekilde dizayn edilmemiş. Oysa burası tapınmak için çok uygun gözüküyor.

Yapılan araştırma ve bulgulara göre bu tapınakta “mezarlık” bulunmuyor. Çünkü o dönemde ölüler güneşe gömülüyordu. Ölü, açığa bırakılarak akbabalara yem ediliyordu. O dönemin inanışına göre ölü güneşe kavuşuyordu.

Göbeklitepe - Akbaba - Ölüm Merasimi
Göbeklitepe – Akbaba – Ölüm Merasimi

Neolitik dönemde inşa edilip ardından bilinçli olarak gömülen bu tapınak 12.000 yıl sonra tekrar gün yüzüne çıkıyor. Bakalım, daha neler öğreneceğiz…

Hayvanların Rahminde Yavruların Müthiş Görüntüsü

Gerçekten buna inanmak için görmek lazım. National Geographic yapımcısı Peter Chin, hayvanların rahmindeki yavruların en müthiş görüntülerini yakaladı.

Bu fotoğraflar iyice bakınca Chin ve ekibi bazı kaynaklara göre “In The Womb: Animals” adlı belgeselde 11 farklı hayvanın bu inanılmaz görüntülerini almak için küçük kameralar ve grafikler kullandılar.

Belgesel dizisi, rahimdeki insanlara odaklanarak, 1965’ten fotoğrafçı Lennart Nilsson’un klasik çarpıcı fotoğraflarını ve embriyolar olarak rahimdeki bu yaşam koleksiyonunu akıllarda kalmayı başardı.

Dikkat çekici bir şekilde, rahimdeki bu hayvan fotoğrafları, her bir hayvanın gerçek özelliklerini temsil ettiği gibi, hayvan rahmindeki yaşamın gerçekte nasıl göründüğüne dair bizi biraz daha başka dünyalara götürmektedir. Memelilerden deniz canlılarına kadar Chin, korkunç görünümlü bir kaplan köpekbalığının bile nefes kesici görünmesini sağlamıştır.

1. Ana Rahminde Filin Görüntüsü

2. Çivava türü Köpeğin Görüntüsü

3. Ana Rahminde Köpekbalığı Görüntüsü

4. Kutup Ayılarının Ana Rahmindeki Görüntüsü


[adinserter block=”5″]

5. Ana Rahminde Leoparın Görüntüsü

6. Ana Rahminde Limon Köpekbalığı

7. Penguen Görüntüsü

8. Ana Rahmindeki Sıçan Görüntüsü

9. Ana Rahmindeki Yarasalar, çok ilginç beyazlar…

10. Ana Rahminde Yılan Görüntüsü, yavru da olsa itici geliyor…


[adinserter block=”5″]

11. Ana Rahminde Yunus Görüntüsü

12. Ana Rahminde At Görüntüsü

Murphy Kanunları | Murphy Yasaları

ABD Hava Kuvvetlerinde 1949’da roketler üzerine deney yapan 1917 doğumlu mühendis Edward A. Murphy Jr. insan üzerine ivmelenmenin etkilerini inceliyordu. Deneylerden bir tanesi pilot kabininde 16 değişik noktaya akselometre takılması gerekiyordu ve sensör bir yapıştırıcı ile ancak iki türlü takılabiliyordu. Biri personel 16 sensörün tamamını da yanlış takmayı becerdi. Bunun üzerine Murphy, daha sonra kanun olarak nitelendirilecek ilk söylemlerini bir basın toplantısında açıkladı. Bir kaç ay içinde “Murphy Kanunları” mühendislik sahasında çalışanlar arasında yayıldı.

Murphy Kanunları modern teknikte analitik ölçüt olarak hataları önleme stratejisi olarak kullanılır ve görünen en esprili ama aslında ciddi bir temel üzerine oturtulmuş kanundur. Bu kanunları aklınızda tutun, çüünkü hayatın her safhasında işinize yarayacak ve sizi rahatlatacak önemli tespitler var;
Murphy Kanunları

İşte Murphy Kanunları:

Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.

Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir.

Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır.

Bir şeyin olma olasılığı, istenme olasılığı ile ters orantılıdır.

Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır.

Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.

Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi.

Ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir…

[adinserter block=”5″]

Yere düşen her şey ulaşılması en zor köşeye yuvarlanır.

Ne zaman arabamı yıkasam yağmur yağar, yağmur yağacağı için arabamı yıkamadığımda yağmur yağmaz.

Reçelli ekmek ne zaman yere düşse reçelli kısmı hep yere gelir.

Özür dilemek, izin almaktan daha kolaydır.

Dünyadaki nüfus sürekli artar ama toplam zeka sabit kalır.

Herhangi birşeyin olma olasılığı, arzu edilirliğiyle ters orantılıdır.

Mümkün olan en kötü koşullar, er ya da geç mutlaka ortaya çıkar.

İşler iyiye gitmedin önce kötüye gider… İşlerin iyiye gidebileceğini kim söyledi?

Herhangi bir seyin olma olasiligi, arzu edilirligiyle ters orantilidir.

İyi başlayan herşey kötü biter. Kötü başlayan herşey daha da kötü biter.

Eğer bir deney başarılı olmuşsa, ters giden birşeyler var demektir.

Herhangi bir bilgide sayılar çok doğru gözüküyorsa boşuna kontrol etmeyin, yanlıştırlar.

Her sağlıklı erkeğin zengin olmak için asla işlemeyecek gizli bir planı vardır.

Bankadan bir kredi almak için önce o paraya ihtiyacınız olmadığını ispat etmeniz gerekir.

Faturalar elinize alacaklarınızdan iki kat hızlı ulaşır.

[adinserter block=”5″]

İki tür insan vardır: İnsanları iki türe ayıranlar ve ayırmayanlar.

Tıkanık trafikte diğer şerit her zaman daha hızlı akar.

Hayatta güzel olan herşey ya illegal, ya ayıp, ya da şişmanlatıcıdır.

Yere düşen herşey ulaşılması en zor köşeye yuvarlanır.

Uyuyan bir bebek, anne babası uykuya dalınca uyanır.

Bir şey tamir ederken elin tamamen yağlandığında burnun kaşınır.

İnsanların seni seyretme olasılığı düştüğün komik durum ile doğru orantılıdır.

Yanlış numara çevirdiğinde çevrilen numara kesinlikle meşgul değildir.

Patronuna lastiğin patladığı için geç kaldığını söylediğinde ertesi gün lastiğin gerçekten patlar.

Gırgır geçmeye başladığın anda patron kapıda görünür.

Sıkışık trafikte şerit değiştirdiğinde, terk ettiğin şerit daha hızlı akmaya başlar.

Duşa girip ıslandığında telefon çalar.

Birileri ile karşılaşma ihtimalin, görünmek istemediğin zaman en üst düzeydedir.

Bir makinenin çalışmadığını ispat etmen gerektiğinde kesin çalışır.

Kaşıntının şiddeti ulaşma zorluğun ile doğru orantılıdır.

Sinemada sıranın ortasında oturanlar salona en son girerler.

Ayağınıza tam oturan bir ayakkabı kesinlikle mağazadaki ayakkabıların en çirkinidir.

Herhangi bir şeyi beğendiğinizde derhal üretimden kaldırılır.

Bir şeye ulaşmak istediğinizde ve ulaşamayıp umudunuzu kestiğiniz anda, bir yerden bir ekilde size gelir.

[adinserter block=”5″]

İşler yolunda gittiği zaman mutlaka bir terslik vardır.

Aradığınız şeyi baktığınız en son yerde bulursunuz. (Aranılan bir şey birkaç yere bakılarak bulunur ve bulma eylemi zaten en son bakılan yerde gerçekleşir.)

Herhangi bir bilgide sayılar çok doğru gözüküyorsa boşuna kontrol etmeyin, yanlıştırlar.

Bir teklifin gerçek olması güvenilir olmasını gerektirmediği gibi, güvenilir bir teklifin de gerçek olması gerekmez.

Telefon çalmasını beklediğin süreler boyunca çalmayacak, ancak başından ayrılıp başka bir işle meşgul olduğun anda çalıp seni bölecektir.

Siz sınavlara istediğiniz kadar çalışın, sonunda her zaman çalışmadığınız bir yerden çıkacaktır!

Ne zaman sınavlara çalışacak olsanız uykunuz gelir, sınavdan sonra uykunuz açılır.

Dakikalarca beklediğin otobüs sen tam sigara yaktığında gelecektir.

Sigara dumanı her zaman sigara içmeyen kişiye doğru gelir.

Barda sana yanaşan kız barın en çirkin kızıdır.

Ne zaman kürdanı elinden atsan, dişinin arasında bir şeylerin kaldığını farkedersin.

Senin beklediğin ATM sırası herzaman yavaş ilerler.

Ne zaman merdivenleri çıkmaya başladığında aklına çisinin geldiğini farkedersin

Sakınılan göze çöp batar.

İnsanlar birbirini hak eder.

Ekmek tereyağlı yüzü ile düşer.

Hangi yüzüne tereyağı süreceğinize önceden karar veremezsiniz.

Gülümseyin, ne düşündüğünüzü bilmesinler.

Sizi izleyenlerin sayısı yaptığınız işin saçmalığı ile doğru orantılıdır.

İyilik cezasız kalmaz.

Her çözümün doğurduğu yeni problemler var.

Bir şey yapmanız gerektiği zaman, öncelikle başka bir şey yapmanız gerekir.

Her şey düşünce hızından daha yavaştır.

Aptallığın gücünü göz ardı etmeyin.

Bir işi ne kadar önceden planlarsanız, ters gitme olasılığı o kadar artar.

Murphy kanunları Ohm kanunundan daha geçerlidir.

Diş ağrısı gece ve tatil gününde başlar.

Borç alabilmek için, borca ihtiyacınız olmadığını ispatlamalısınız.

Kimse başkasının yaptığı iş ile ilgilenmez.

Yeni aldığınız donanım eskisini sattığınız an bozulur.

Yanlış anlaşılmayacak kadar basit bir şey yoktur.

[adinserter block=”5″]

Hiç bir şey göründüğü kadar iyi değildir.

Sigaradan alınan zevk çevrede bulanan içmeyenlerin sayısı ile doğru orantılıdır.

Sigara dumanı içmeyene doğru ilerler.

Karar verme anlarında eldeki bilgi miktarı kararın önemi ile ters orantılıdır.

Önünüzde bulanan araç sizden yavaş gider.

Kasislerin etkisi yavaş giden arabalaradır.

Yarının işini asla bugün yapma.

Ayakkabı ağırlığı yürüyüş mesafesine göre artar.

Ayakkabıdaki kum tanesi basınca karşı en fazla basıncın olduğu noktaya doğru ilerler.

Basit teoriler en anlaşılmaz şekilde izah edilir.

Deney başarılıysa bir şeyler yanlış demektir.

Anlamıyorsanız çok açıktır.

Çok hızlı yükseliyorsanız bir yerde bir şeyler yanlış demektir.

“Yaşam” siz başka planlar yaparken olan şeydir.

Murphy’nin altın kuralı: Altını olan kuralı koyar.

Değiştirilebilir parçalar değişince sorun çıkar.

Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi!

Zorlamayın, daha büyük bir çekiç getirin!

İhtiyacı olanlara yardım edin, onlar sizi hatırlar, tekrar ihtiyaçları olunca.

Kendi işini yapmayanlar için hiç bir iş imkansız değildir.

Diğer tüm seçenekler tükendikten sonra insanlar mantıklı davranırlar.

Gezegendeki toplam zeka bir sabittir; nüfus artmaktadır.

Tüm genellemeler yanlıştır.

Gizli hata gizli kalmaz.

Duruma göre!

Aptalsa ve çalışıyorsa, aptal değildir.

Asla, asla deme!

Bekleyin, hasar verdikten sonra geçer, hasar fazla ise bekleyin, tekrar gelir.

Şans en şanssız zamanda kapıyı çalar.

Eşsiz şeyler birbirinin eşidir.

Yağmur yağsın diye araba yıkadıysanız işe yaramaz.

Tırnaklarınızı kestikten bir saat sonra tırnakla yapılacak bir iş çıkar.

Her kurumda işlerin nasıl yürüğünü detayları ile bilen biri var.

Bu kişi hemen işten atılmalıdır.

Özür dilemek, izin almaktan daha kolaydır.

Sıcak tencere ve soğuk tencere aynı görünür.

Salamı seven ve yasaya saygı duyanlar bunların nasıl yapıldığını asla izlememelidir.

Problemlerden kurtulma konusunda usta olan doktorlardan uzak durun!

Bağışla ama unutma.

[adinserter block=”5″]

Kendi fikrinizi önemli birinin fikri imiş gibi sunarsanız kabul edilme şansı daha fazladır!

Hareketli nesneler yanlış yöne doğru hareket ederler, durağan nesneler yanlış yerde dururlar.

İşler şansa bırakılsaydı daha iyi olurdu.

Herkes sinirlerini kaybetmişken sakinliğinizi koruyorsanız belki de durumu anlamıyorsunuz.

Size bir iyilik yapmak için yaklaşan birini görürseniz, kaçın.

Tüm garantiler ve para iadesi taahutleri, ödemeyi yapmak suretiyle bozulur.

Önemli olan olaylara takmayı başardığınız isimdir, olayların kendisi değil.

Anlattığın birşeyin dinlenme ihtimali, anlatma isteğinle ters orantılıdır.

Müthiş Zamanlamayla Çekilmiş 11 Fotoğraf 📸

Görüntü yakalamak zor iş, çerçeveyi çok kısa sürede doldurup hemen dondurmanız gerekiyor. İyi yakalanmış bir kareyle tüm hikayeyi anlatabilirsiniz. Doğru zamanlamayla çekilmiş birkaç harika fotoğrafımız var…

1. Pelikanın gagasındaki balığa dikkat !

2.Güçlü rüzgarlar bazen baş döndürebiliyor…


Garip bir an, kısa elbiseli bir kadın ve onu ilginç bir anda görüntüleyen fotoğrafçı…

3.Bebeğin ilginç hareketi


Sevimli bebek mamasını alırken ilginç bir hareket çekiyor…

4.Bir çerçevede tamamen farklı iki dünya..


Tek bir çerçevede tamamen farklı iki dünya. İnsan hayatı ve deniz yaşamı bir arada tasvir edilmiştir. Bu resimde, balıklar su içersinde kendileri için yiyecek arıyorlar ama insan da yemek için balık avlıyor.

5.Elbisene dikkat et…

6.Adamı bloklamak isityorsan burnunu karıştır.


Basketbolda blok çekmek muazzam bir iş, ama burada ıyuncu rakibinin burnunu blokluyor ve fotoğrafçı bu anı ölümsüzleştiriyor…

7.Kurbağa bir ısırık alır.


Bu kadıon sevgi dolu şekilde kurbağaya bakarken kurbağa bir anda ondan bir ısırık alır ve fotoğrafçı bu anı müthiş bir şekilde yakalar…

8.Kareyi Zamanında yakalamak


Bu çocuk resim çkilirken arkada olup bitenlerden habersizdir ama arka plandaki olay bu kareyi daha etkili kılmıştır.

9.Müthiş bir bakış açısı


Olması gerekn yerde ve olması gereken zamanda denklnşore basmak, işte sanat budur…

10.Arkadaşlarla birlikte düşüş anını izliyoruz..

11. İlginç bir an..


Çiçek kapma savaşında ilginç mimikleri yakalayn fotoğrafçı

Türk Dünyası Büyüklerinin İllüstrasyonları

Grafik tasarım ile uğraşan, araştırma görevlisi Murat KARA tarafından yapılan “Türk Dünyası Büyükleri” isimli illüstrasyon çalışması ile tarihteki Türk büyüklerinin illüstrasyon halinde görünüşlerini inceleyebilirsiniz.

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Alp Arslan

Alp Arslan

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Farabi

Farabi

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Fatih Sultan Mehmet

Fatih Sultan Mehmet

[adinserter block=”4″]

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Hacı Bektaşı Veli

Hacı Bektaşı Veli

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Hoca Ahmet Yesevî

Hoca Ahmet Yesevi

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: İbn-i Sîna

İbn-i Sinâ

[adinserter block=”4″]

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Mevlâna

Mevlâna

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Mimar Sinan

Mimar Sinan

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Oğuz Kağan

Oğuz Kağan

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Pir Sultan Abdal

Pir Sultan Abdal

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Uluğ Bey

Uluğ Bey

[adinserter block=”4″]

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Yunus Emre

Yunus Emre

Türk büyüklerinin illüstrasyonları: Yusuf Has Hacip

Yusuf Has Hacip

Moris Şinasi Milletlerarası Çocuk Hastanesi

Musa Eskenazi Sefarad Yahudilerinden olan ailesinin dördüncü çocuğu olarak Manisa’da dünyaya geldi. Yahudi mezarlığında bekçilik yaparak yoksul ailesine yardım etti. Okur yazar olmadığı için bu işten çıkartıldı. Daha sonra da belirli bir süre tütün sanayisinde çalışarak deneyim kazandı. Küçük yaşta difteri hastalığa yakalandı ve Manisa’da tedavi gördü. 15 yaşındayken kardeşi Salamon ile birlikte son derece yoksul bir şekilde Manisa’dan ayrılarak sığır taşıyan bir gemiyle İskenderiye’ye gitti. Burada gemilerin yük alma ve indirme işlerinde görev aldı. Garafollo adında tütün ticareti yapan zengin bir Yunanlar/Yunan onu sevdi ve yanına çırak olarak aldı. Eskenazi otuz yaşına gelene kadar Garafollo’nun yanında kaldı ve bu süreçte tütün ticareti konusunda kendisini geliştirme fırsatı buldu. Daha sonra da Garafollo’nun kendisine verdiği 25 bin dolar borç parayla Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti.

Amerika’ya göç edince küçük yaşta yakalandığı difteri hastalığında kendisini tedavi eden Türk doktor Şinasi Bey’e duyduğu vefadan dolayı Morris Schinasi adını aldı. 1893 yılında patentine sahip olduğu sigara sarma makinesi ve bu makinede sarılmış bir paket sigarayla Kolomb Dünya Fuarı’na katıldı. O dönemlerde sigara içenlerin sigaralarını elle sarmalarından dolayı Moris Şinasi’nin bu makinesi devrim gibi bir yenilik olarak görüldü. Moris Şinasi fuar sonrasında kardeşi Salamon’u da yanına aldırdı. İki kardeş 1893 yılında Broadway’de “Schinasi Brothers Company” adında küçük bir sigara fabrikası kurdular. Fabrika işçilerini ise Manisa’dan getirttiler.

İkili Osmanlı İmparatorluğu’ndan tütün ithal ederek hazır sigara olarak sattı ve belirli bir zenginliğe ulaştı. Moris Şinasi işleri nedeniyle sık sık seyahat ettiği Selanik’de iş arkadaşı Jozef Ben Rubi’nin kızı olan Laurette ile tanışıp 1903 yılında evlendi. 1916 yılında ise sahip olduğu şirket haklarını American Tobacco Company’e satarak iş hayatından çekildi.

Moris Şinasi Milletlerarası Çocuk Hastanesi

1928 yılında hayatını kaybeden Moris Şinasi servetinin 1 milyon dolarını doğup büyüdüğü Manisa’da bir çocuk hastanesinin kurulması için bağışladı. Bu miktarın 800 bin doları ABD borsasına yatırıldı, geri kalan 200 bin dolarla da hastane inşa edildi ve tıbbi ihtiyaçları karşılandı. 15 Ağustos 1933 tarihinde ise düzenlenen bir törenle hastane açılışı yapıldı. Kendisinin yakılan bedenine ait külleri ise hastane duvarındaki ””Moris Şinasi’nin doğduğu şehre hediyesidir”” ibaresinin bulunduğu anı plakasının arkasına gömüldü. Günümüzde ABD borsasındaki gelirin bir kısmı her yıl düzenli olarak hastaneye bağışlanmaktadır. Hastane, Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi bünyesinde “Morris Şinasi Çocuk Kliniği ve Hizmet Binası” adı altında halen daha hizmet vermektedir.

Selahaddin Eyyubi’nin Hayattan Ayrılış Sebebi Bulundu

Doktor Stephen J. Gluckman’ın yaptığı araştırmalar sonucunda Eyyubi Devleti’nin kurucusu, İslam aleminin önemli isimlerinden biri olan Selahaddin Eyyubi’nin ölümüne sebep olan hastalığın tifo olduğu öne sürülüyor.

Batı’da bilinen adıyla Saladdin yani Selahaddin Eyyubi, ölümünden 800 yıl sonra bile Orta Doğu’da Haçlı Seferleri’ne karşı direnen büyük komutan olarak anılmaktadır. 1138 Tikrit doğumlu olan Selahaddin Eyyubi ordularını işgalci Haçlılara karşı başarılı bir şekilde yönetmiş ve birkaç krallığı ele geçirmiştir. 2 Ekim 1187 tarihinde Kudüs’ü Haçlılar’ın elinden almış ve Kudüs’te 88 yıl süren hıristiyan egemenliğine son vermiştir. Daha çok başarılarıyla andığımız fakat bugün bile merak edilen Eyyubi’nin ölümü, bir gizem olmaya devam ediyor. Hastalık, 56 yaşındayken 1193’te baş gösteriyor ve Eyyubi, iki hafta sonra vefat ediyor.

Pensilvanya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tıp profesörü olan Stephen J. Gluckman, Selahaddin Eyyubi’nin durumu hakkında bir dizi kanıtı yakından inceledikten sonra bir sonuca vardı. Doktor Gluckman, o dönemde bölgede çok yaygın olan bir bakteriyel hastalık olan tifonun en büyük suçlu olduğunu öne sürüyor. Günümüz şartlarında antibiyotikler, Eyyubi’nin tifodan ölmesini önleyebilirdi fakat 12. yüzyılda bu ilaçlar henüz bulunmamıştı. Gluckman, tanısını 4 Mayıs Cuma günü Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde düzenlenen 25. Yıllık Tarihsel Klinikopatoloji Konferansı’nda tüm dünya ile paylaştı. Konferansın amacı ise tarihi isimleri etkileyen hastalıklar üzerine yapılmış araştırmalardı. Geçmişte uzmanlar Lenin, Darwin, Eleanor Roosevelt ve Lincoln gibi önemli isimleri hastalıklarını araştırmışlardı.

Doktor Gluckman’a göre Selahaddin Eyyubi’nin de sonunu getiren tifo, Salmonella türü bakterinin sebep olduğu, genellikle kirli içme suları ve yiyeceklerle bulaşan yaygın ve mikrobik bir hastalıktır. Tifoya neden olan bakterilerin rezervuarı ise insandır. Hastalığın bulaşması genelde ağız yoluyla gerçekleşir ve bakteri vücuda girdikten 1-2 hafta sonra hastalık ortaya çıkar. Araştırmalara göre zamanında tifo yüzünden hayatını kaybeden Eyyubi’nin, bir süre daha yaşamını sürdürmüş olsa neler yapabileceği ise hala tartışma konusu olmakta…

Türk Sinemasının Efsaneleri Çizgi Gücüyle Günümüz Tarzlarında Giydirildi Yeşilçam Üniversitesi

Türk Sinemasının Efsaneleri Çizgi Gücüyle Üniversite Öğrencisi Oldu: Yeşilçam Üniversitesi
İllüstrasyon sanatçısı Burak Ağdemir, Türk sinemasının ve Yeşilçam’ın gelmiş geçmiş unutulmaz karakterlerini çizginin ve kaleminin gücüyle yaşatmaya devam ediyor. Türk milletini sinemayla ve televizyonla tanıştıran ve onca yokluğa rağmen müthiş oyunculuk yetenekleriyle teknolojiye, abartılı efektlere ihtiyaç duymadan insanları televizyon ekranlarına bağlayan bu müthiş insanlar günümüzde yaşasalardı ve 20’li yaşlarında birer genç olasalardı nasıl görünürlerdi?
İşte Burak Ağdemir’in kaleminden o görüntüler:

#1 Cüneyt ARKIN

#2 Filiz Akın

#3 Kadir İnanır

#4 Türkan Şoray

#5 Kemal Sunal

#6 Ahmet Mekin

#7 Ayşen Gruda

#8 Bulut Aras

#9 Ediz Hun

#10 Fatma Girik

#11 Gülşen Bubikoğlu

#12 Hale Soygazi

#13 Halit Akçatepe

#14 Hulusi Kentmen

#15 Hülya Koçyiğit

#16 İlyas Salman

#17 Itır Esen

#18 Kartal Tibet

#19 Küçük Emrah

#20 Müjde Ar

#21 Necla Nazır

#22 Oya Aydoğan

#23 Rüştü Asyalı & Aydın Babaoğlu

#24 Sadri Alışık

#25 Şener Şen

#26 Tarık Akan

#27

#28 Yadigar Ejder

#29 Yılmaz Güney

#30 Zeki Alasya & Metin Akpınar

Kaynak: https://www.instagram.com/burakagdemir/